A.Burcu HARABA İletişim: burcuharba01@icloud.com

BİR MİNİ SÜPEREGO

Sigmund Freud davranışlarımızı gelişim teorisi ekseninde inceleyerek bilinci 3 katmana ayırmıştır. İd, ego ve süperEgo insan zihninin katmanlarıdır.

Freud’a göre “ Ego şahlanmış bir at üzerindeki şövalye gibidir. İd ile süperegonun isteklerini uzlaştırmaya çalışan hakemdir.” Bir kişilik şemasında, veya planında kişiliğin en yüksek kademesin de olan süperEgo benliğimize karşı bir yargıç rolünü oynar. Sigmund Freud süperEgo hakkında “ Tüm ahlaksal kısıtlamaların temsili, mükemmellik yolundaki çabaların savunucusudur” der. SüperEgo’ya üst benlik yada bilinç öncesi de diyebiliriz. İd dürtülerin tatminde ego’yu kullanarak baskı yapar. Freud’a göre id ya da alt bilinç içimizdeki doyumsuz hayvandır.  Çocuk doğduğunda ayıp, yasak, günah, başkalarının hakkı, saygı gibi kavramlara sahip değildir. Haz duygusu yaşamını yönlendirir. Ancak biraz büyüyüp haz duygusunu devam ettirince anne ve baba tarafından, uygunsuz davranışlar gösterdiğinde cezalandırılır. Çocuk artık bir yaramazlık yaptığında anne-babasının davranışını duyup, görüp cezalandırılacağını düşünerek davranışından çekinir. Çocuk büyünce anne-baba yanında olmasa bile otomatik olarak uygunsuz davranışı yapmaktan vazgeçer. Çünkü anne-baba artık onun dışında birileri değildir. Artık anne-baba içselleştirilmiş ve çocuğun zihninin bir parçası olmuştur. Nereye giderse gitsin anne-baba zihninin içerisinde onunla gelecektir. Yargılayıcı dizge dediğimiz süperEgonun insan yaşantısındaki belirtisi “suçluluk duygusu”dur. Çocukluk döneminde gördüğümüz korku ve utanç duyguları ise süperEgo gelişiminin belirtilerindendir. SüperEgo bilinçdışı ve bilinç süreçleri beraberce barındırır. Vicdan, süperegonun bilinçli kısmında yer alır. Çocuklarda üstben’in yani süperEgo’nun  kuruluşunda anne ve baba değil, onların üstben’leri model alınır. İd ve süperEgo’nun çatışmasına ego müdahale ederek mantıklı bir çözüm bulur. Süperegonun gelişmediği ya da az geliştiği durumlarda ise kişi çok bencilce hareket eder, çevresindekilerin duygu ve düşüncelerine saygı duymaz, ilkel benliğinin ihtiyaçlarını daha ön plana çıkartır. Hani neredeyse her gün duyduğumuz egoist kelimesi, işte bu sorundan muzdarip olanlara verilen isimdir. Ben sözcüğünü fazla kullandıkları ve kendilerini her şeyin üzerinde gördükleri için egoist olarak alınan bu kişiler, benlik duyguları konusunda bir denge kuramayan insanlardır. Yani egolarını id ile süperegoları arasındaki dengeyi koruması için kullanamayan kişilerdir. SüperEgonun gücü biyolojik ihtiyaçlarda değil, bireysel deneyimlerdeki sosyal baskılarda yatmaktadır.  Immanuel Kant’a göre süperego, kategorik imperatif (ödev ahlakı) yapıya hizmet etmektedir. Kant için ahlak; toplumca iyilik olarak kabul edilen bir eylemi hiçbir çıkar elde etme arzusu olmaksızın tamamen içinden geldiği için yapmaktır. Sağlıklı bir gelişim için bu dengenin kurulması gerekmektedir. SüperEgo gelişiminin temelleri ailede atıldığı için ailelerin hangi kuralların ne katılıkta olması gerektiğini çocuklarına doğru bir biçimde aktarmaları çocukların gelecek yaşantılarındaki karakterini şekillendireceği için büyük önem taşımaktadır. Ve Einstein’ın şu ünlü sözünden “Ne kadar çok bilgi o kadar düşük ego, ne kadar az bilgi o kadar yüksek ego…” bihaber olduklarını kanıtlarlar.

Bilginin ışığında kalmanız dileğim ile..

(Bu yazıda araştırmalardan alıntılar yapılmış olup tüm hakları asıl sahiplerindedir.)

(BH.OCAK2021)